1 Bilene Sormalı – SUSADIK !

Kategoriler: KÖŞE YAZILARI Ekleyen: Bodhisattva

 

 

Sevgili LibyaTR‘ciler;

 

         Sıcaklardan dolayı biraz ara vermiş gibi görünsek de mübarek ramazan tatiline(!) girmiş olmanın heyecanı ile gene kalemi, pardon keyboardu elimize aldık. Tatil diyorum; burada ramazan ister istemez tatil gibi geçiyor. Hele bu sene tam sıcaklara rastladık ve bir de günler uzun. Yine de oruç tutacak olanlara “Allah Kabul etsin” ve “kolaylıklar versin” diyorum.

     Kaplumbağalar su içmez diye bilirdim, ama benim küçük kaplumbağam “Ferrari“den bunun aksi olduğunu öğrendim. İsmini “Ferrari” koydum çünkü diğer kaplumbağalara göre bayağı hızlı gidiyor. Ve de tam su içerken yakaladım, hemen resmini çektim. Burada uzun süreli kalacak arkadaşlara, evcil hayvan beslemelerini öneririm. Hem sahiplenip sevaba girerler hem de vakit geçirecek dertsiz arkadaşları olur. Şu an bende iki muhabbet kuşu, bir kaplumbağa [nişanlısını geçenlerde guncha denen, kediden büyük fare yedi ve o yüzden yanlız] ve de 9 adet küçüklü büyüklü kedi var.

 

      Evvelce şantiyede yaşarken ofiste; akrep, bukalemun, çöl kertenkelesi gibi evcil(!) dostlar da yetiştiriyordum. Ama bakımları zor olduğundan fazla uzun süreli beraberliğimiz olmadı. Akrepler eskiden Trablus’ta bayağı çoktu ve genelde kum kamyonları ile şehrimizi ziyarete gelirlerdi. Zehirli olanları kesin öldürücü olsa da o zamanlar Koreli dostlarımız tarafından özellikle kurutulmuş olanları ısrarla toplanır ilaç olarak kullanılırdı. Unutmadıysam adedi 5 dolar gibi bir fiyat biçilirdi. Sepha şehri bu açıdan akrep cenneti olarak anılırdı. Yine uzun yıllar önce sabah Sirte şehrine doğru yola çıktığımızda, yollarda çöl farelerini ve çöl kuşlarını bolca görürdük hatta hızlı gittiğimizde çoğu zaman biz istemesek de aracımıza çarparlardı. İlk geldiğimde, yol kenarında üçgen trafik levhasında deve resmi görmek beni bayağı güldürmüştü. Tabii manası: “DİKKAT DEVE CIKABİLİR”

 

        Benim burada Türk’ten çok İtalyan arkadaşım oldu. Neden derseniz; ambargo yıllarında sönük geçen ikili ilişkilerden dolayı, Türk cemaati neredeyse 5000 kişinin altına düşmüştü. O dönemde İtalyanlar, futbolda olduğu gibi çeşitli ayak oyunları ile ambargo nedeni ile defansif davranıyorlardı. Yine ambargonun dezavantajlarını kullanarak karambolde gol bulmak gibi davrandıklarından küçüklü büyüklü şirketlerle tanışıp onların işlerini yapmıştım. Hatta sonunda Trablus’ta eski Suq El Telata’nın bitişiğindeki İtalyan Katolik Kilise ve Mezarlığının restorasyonunu üstlenip Allah’a şükür anlımızın akıyla teslim etmiştik. Açılışta Akdeniz ve Kuzey Afrika’daki tüm omzu kalabalık İtalyanlarla tanışma olanağı buldum. O zaman bana Türk olmanın ayrıcalığını gösteren ve hoşuma giden bir şey söylemişlerdi: “Türkler dışında aynı anda Türk camisi ve Katolik kilisesini yapan kimse yoktur!“. Dedikleri gibi bu restorasyonu yaparken ayni zamanda “2 Mars“ denilen Gürci yakınlarında bir mahallede, eski ustalarımız kadar olmasa da, yakın dönemde yapılmamış cinsten tek minareli ve Türk mimari çizgileri olan cami yapıp ibadete açmıştık.

O zamanla ilgili ilginç bir anımı anlatmak isterim: Caminin bakir hilallerini fotoğrafta gördüğünüz gibi kolayca yaptırmıştım. Ancak aynı zamanda kilisenin yanında mezarlık ana salon kapılarında, orjinallerindeki gibi yaklaşık 3 m yüksekliğinde iki adet bakır haç yapılması gündeme gelince, atölye sahibi Nasr “La, la, laaaa!” dedi. Yani “Hayır, hayır, hayıır!” İnat etti yapmayacağım diye. Para pul fark etmiyor, nuh diyor peygamber demiyor. Dedim ki “Ya Nasr; bunu yapmakla herhalde Katolik olmazsın. Bak cami şeyhine de sordum, o da onay verdi!“. “Yok yok olmaz.” Nasr’ın atölyesi bugünlerde olmayan Suq El Telata’da idi ve onun dışında bu işi yapabilecek yoktu. O gece biraz uyumadan önce biraz düşündüm çözüm bulunmuştu. Ertesi gün gittim; “Tamam Nasr” dedim; “haç istemiyorum vazgeçtim, bana iki tane 3 metre boyunda ve dört tane de 50 cm boyunda 10 cm bakır şerit lazım. Bunları acele yap!“. Nasr “Ha şöyle” dedi. “Bu olur kolay, yarın gel al! “. Ertesi gün bakır şeritleri alıp, kapılara taktığımızda ve kapılar kapandığında haçlar orjinalinden farksız olmuştu. Elbette herkesin inancına saygı göstermek gerekir. Sonuçta iki cemaatte mutluydu.

Bugün öğrendim; oruç burada yaklaşık 15 saat. Türkiye’mizde yaklaşık 16 saat. İskandinav ülkelerinde yaklaşık 20 saat ve de Malezya’da yaklaşık 10,5 saat  tutuluyormuş.

      Haydi seneye herkes Malezya’ya.  Sürçu lisan ettikse affola. Herkese iyi ve saglikli ramazanlar dilerim….

 

 

Özkan Uluyazı

Mimar

E- Posta :  ozkanuluyazi@hotmail.com                         

Yorum Gönder

Yorum göndermek için Oturum aç

Reklam

Architurk
unicef

Trablus Hava Durumu

Bingazi Hava Durumu

Döviz Kuru

Twitter LibyaTR

Son Dakika

Yeni Forum Mesajları

Etiket Bulutu

Son Yorumlar

Toplist

toplist

toplist

biber hapı




Zirve100 Site ekle


site ekle tatil uçak bileti altin fiyatlari otobüs bileti

Toplist sitesi
Toplist sitesi