1 Bilene Sormalı – BURASI DA GURBET Mİ?

Kategoriler: KÖŞE YAZILARI Ekleyen: Bodhisattva

 Sevgili LibyaTR ‘ciler;

Hala beni okuyorsanız, hala neler yazacağımı merak ediyorsanız; buraya yavaş yavaş alışmaya başladiniz demektir. Şimdilerde internetin sağladığı dostluklar çabuk kazanılıyor görünsede bu buluşu nimet saymamak haksızlık olur.

Her zaman deriz; “Yabancılar keşfeder biz hazıra konarız”, buda haksızlık. Çünkü 80’lerde henüz internet keşfedilmemişti. Cep telefonu ve bilgisayar emekleme dönemindeyken, Türkiye’den büyük bir beyin göçü başlamıştı. Bir çok arkadaşım, gerek 12 Eylül’ün getirilerinden gerekse o dönemlerdeki yurtiçi işsizlik sıkıntılarından, yurtdışına gitmeyi tercih etmişti. Bildiğim ve duyduğum kadarı ile o tarihten bugüne bir çok buluşun ve yeniliğin altyapısını bizzat hazırlayan; gurbette yaşamanın verdiği hırs ve istekle çeşitli çalışmalara aklını ve yüreğini koyan isimsiz kahramanlar, tarihin tozlu sayfaları arasına gizlendiler. Yani o kadar da hazıra konmadık.

Şöyle bir bakıyorum da, buraya ilk geldiğimde ben de yurtdışını gurbet görenlerdendim. Türkiye ile telefonla görüşebilmek için postanelerde saatlerce bekler; günlerce hatta haftalarca posta kutusunu mektup gelir diye göz altında tutardım. O zamanlar Autocad ve benzeri çizim programları henüz ortalarda olmadığından, bulabildiğim şeffaf kağıtları (hatırlayan bilir AYDINGER derdik) ve plastik Rotring türü şablonları güzelce depolar; gene tıkandığında açılması bir dert olan Rotring türü kalemleri akşamdan akşama sıcak suya koyup üfleyip, temizleyip ertesi gün kullanıma hazır ederdim. Yazılarımı da bulursam elektrikli bulamazsam klasik daktiloyla, karbon kağıtları ile yazardım. Hey gidi günler! Nerede o boy boy kağıt rulolar, kötü kokulu ozalit kağıtları, masa üstünde tersinden ritimle vurarak açmaya çalıştığım çizim kalemleri. Bir yandan da küçük kaset çalarımda sıcaktan dolanan kasetlerle savaşırdım. Siyah beyaz televizyon bulabilirsem; o zaman yegane yerel kanalı, ya da buzdolabı raflarından yaptığım ilkel antenlerle İtalya veya Tunus’u bulduğumda zafer benim olurdu.

Sonra ne oldu? Birden bire masa üstü komputerler çıktı. Nedir necidir öğreten de yoktu. Floppy diskler bizi şaşırtmıştı, bir de baktık laptop denilen bir cins daha türedi. Biz bunların çeşitlerini öğrenip alışana kadar bu seferde önümüze komputerle çizilmiş projeler gelmeye basladı. “HADİ CANIM ELLE ÇİZİLME PROJENİN TIRNAĞI BİLE OLAMAZ.“ diye uzun süre inat etmemize karşın, üç boyutlu çizim programları da çıkınca; karşımızda sonu belirsiz bir teknoloji yumağı olduğunu anlamıştık. Bir aralar betamax video kasetleri heyecanla biriktirirken, ilk çıkan CD‘nin bu kasetlerin yerini çabucak alacağını görememiştik. Daha fazla baş ağrıtmaya gerek yok. Çeşit çeşit cep telefonları, bilgisayar teknolojisi derken internet denilen; iyi kullanıldığında sonsuz imkanlar veren bir buluş ile bugünlere ulaştık.

Artık telefon etmek için saatlerce, mektup almak için haftalarca beklemiyoruz. Televizyonumuzu açtığımızda binlerce televizyon kanalından, dünyanın her yerinden haberimiz oluyor. Gazete okuyabilmek için artık eskisi gibi haftada bir gelecek THY uçağından bir tanıdık çıkmasını beklemiyoruz. Sabah kahvaltısını dizüstü bilgisayarının yanına getirmek yeterli. Sabah çayını yudumlarken aç internetten tüm gazeteleri oku. O 1.44 MB’lık floopy diskler bile bugünlerde 9 GB’lık DVD’lere döndü. Hatta bunu yazarken, netten son gelen habere bak, “tek disk 100 GB kapasiteli”. Posta kutum hala faal ama 3 ayda bir uğruyorum, gelen katalog yada banka makbuzu varsa alıyorum. O eski parfüm kokulu mektupları özlemiyor değilim ama dönüş yok artık. Kokusuz ama çok süratli e-mail’ler onları unutturuyor.

Yok dostlar buranın gurbete benzer bir yanı kalmadı. Bir de üstüne üstlük her köşede bir Türk restorani bulabiliyor ve Türk yemeklerini yiyebiliyoruz. Süpermarketler Türk malları ile dolu. Dün memleketimin en meşhur helvasını buldum almaz mıyım? Hemde fıstıklı. Gurbet dediğin şöyle içinde özlem olan, her aradığını bulamadığın bir yerler olmalı.

Yok dostlar burası gurbet değil. Ama??? Aması elbet var. Yıllardır açmaya calıştığımız Türk okulunun LİSE kısmını da bir açabilirsek, burada doğup büyüyen ve burada yaşamak durumunda olan evlatlarımız kendi eğitim sistemi ve kültürümüzle yetişmelerini sağlarsak, burası tam olarak gurbet olmaktan çıkar. Bu konuda burada göreve başlar başlamaz ön ayak olan değerli büyükelçimiz Sayın Levent Şahinkaya‘ya teşekkürlerimizi iletmeden geçemeyeceğim.

Son olarak; üstte tarihi Turgut Reis Camii ve Türbesinin yakın zamanda çektiğim bir resmini gönderiyorum. Resimde kırmızı daire ile işaretlenmiş bir nesne var. Bilmem farkedebildiniz mi? Bir çanak anten! Sanırım yeri 33 şehidimizin yattığı türbenin üstu olmasa gerek. İlgilenenlerin dikkatine. Bu haftalık bu kadar…

Herkese sağlıklı ve başarılı günler dilerim.

 

Özkan Uluyazı

Mimar

e-mail: ozkanuluyazi@hotmail.com

Yorum Gönder

Yorum göndermek için Oturum aç

Reklam

Architurk
unicef

Trablus Hava Durumu

Bingazi Hava Durumu

Döviz Kuru

Twitter LibyaTR

Son Dakika

Yeni Forum Mesajları

Etiket Bulutu

Son Yorumlar

Toplist

toplist

toplist

biber hapı




Zirve100 Site ekle


site ekle tatil uçak bileti altin fiyatlari otobüs bileti

Toplist sitesi
Toplist sitesi